İlginizi Çekebilir!

Küçük bir mola

Küçük bir mola

Tarihi, renkli doğası, mimarisini koruyan evleriyle büyüleyici bir şov sunan Avusturya’nın küçük köyü
Hallstatt, her mevsim başka güzel. Yağmurlu bir günde dere tepe demeden turladığımız bu sevimli
bölgeden ayrılmak benim için zor oldu

Hale Şahin

 

 

 

 

 

 

 

Muhteşem doğasıyla tatil ve dinlenme yeri olan Avusturya’nın şirin köyü Hallstatt’a, 1 gece kalmalı, 2 günlük tatil için plan yaptık. Bir ay öncesinden aldığımız biletlerimizle Atatürk Havalimanı’ndan Salzburg Mozart Havaalanı’na 1 saat 30 dakika süren bir uçuşla vardık. Önceden kiraladığımız
aracımızla havaalanından köye doğru yolculuğumuz başladı. 1 saat 15 dakika süren nefis manzaralı
yolculuğumuzun sonunda bu muhteşem köye ulaştık.

Manzarası muhteşem

Hava yağmurlu olduğu için önceden hazırlıklıydık; yağmurluklarımızı ve şemsiyelerimizi yanımızda
götürmüştük. Hallstatt, doğal güzelliğiyle bizi büyüledi. Burası 7000 yıla varan geçmişiyle tarihi yönü
olan bir kasaba. UNESCO 1997 yılında Dünya Miras Listesi’ne almış bu güzel kasabayı. Hallstatt’ta
turistik amaçlı hizmet veren tuz madeni ve kasabanın kendi tarihini anlatan müze vardı.
Yukarı çıkmak için kullanılan çok dik füniküler heyecanını yaşamadan ve muhteşem manzarayı seyretmeden Hallstatt’tan dönmek olmazdı. Hava yağışlı olmasına rağmen biz de öyle yaptık. Yukarı çıktıktan sonra açıkçası korktuğuma ve bu heyecanı yaşadığıma değdi.
Seyir terasına çıktığımızda görsel bir şov sunan Hallstatt manzarası ayaklarımızın altındaydı.
Orada panoramik fotoğrafl arımızı çektikten sonra seyir keyfi mizi taçlandırmak için hemen tepede yer alan restoranda mola verdik. Ardından yürüyerek kasaba meydanına indik.
Göl kenarında biraz yürüyüş yaparak harika mimariyle bezenmiş köy evlerini, bir yandan kuğu ve ördek sürülerinin fotoğraflarını çektik. Tek kelimeyle muhteşemdi.

 

 

 

Mezarlık alanı çok küçük

 

Ekonomik gelirinin büyük çoğunluğunu turizmden elde eden Hallstatt’tan merkeze yürüme mesafesinde, tepede yer alan Parish Kilisesi’ni ziyaret ettik.

1200 tane kafatasının bulunduğu bu yerin adı Beinhaus, yani Kemik Evi. Ayrıca Hallstatt’ın bir özelliği de mezarlık alanının çok küçük olması. O nedenle her 10 yılda bir mezardan kemikler çıkarılıyor ve yeni cenazeler için yer açılıyormuş. Çok yer kaplayan büyük kemikler ve kafatasları çıkarılarak kurutulmuş, temizlenmiş ve buraya koyulmuş.
En son kafatası ise 1983’te hayatını kaybeden bir kadına aitmiş. Orada fotoğraflarımızı çektikten sonra Hallstatt Müzesi’ne doğru yola koyulduk.

Bu müzede Hallstatt’ın tarihi ve gelişimi yakından izlenebiliyor. Hallstatt’ı turlarken gölün kenarında ve feribot iskelesinin önünde Lutheran Church’ün tam yanında döner, hamburger gibi fast food yiyecekler satan büfede bir şeyler atıştıralım derken büfe sahibinin Türk olması tüm yorgunluğumuzu aldı. Güzel bir tesadüf oldu. Daha sonra bir kafede oturup nefis göl manzarası eşliğinde tatlı ve kahve keyfimizi yaptık ve biraz da alışveriş yapalım dedik.

Binaların mimarisini hiç bozmadan hediyelik eşya satan birçok dükkân vardı. Gittiğimiz tüm yerlerde olduğu gibi Hallstatt hatırası almadan dönmek olmazdı. Bu küçük ve sevimli köye gerçekleştirdiğimiz ve nasıl geçtiğini anlamadığımız turda güzel anılar biriktirdik…

Milliyet Rota

 

Yorumlar (0)