İlginizi Çekebilir!
  1. Ana Sayfa
  2. Genel
  3. Melodinin evrensel yüzü: SOKAK MÜZİSYENLERİ

Melodinin evrensel yüzü: SOKAK MÜZİSYENLERİ

Melodinin evrensel yüzü: SOKAK MÜZİSYENLERİ

Eskiler onlara “sokak çalgıcıları” derlerdi; işleri sokakta enstrüman çalarak hayatlarını kazanmaktı; artık “sokak müzisyenleri” deniyor. İşleri yine hayatlarını kazanmak ama hepsi bu değil; amaçları melodileri sokaktakilerle paylaşmak

Aslıhan Işın

Dünyanın her yerinde işlek caddelerde, metrolarda, turistik bölgelerde bazen solo, bazen bir grup halinde çalan müzisyenlerin kendileri de yaptıkları müzik gibi evrensel artık. Çoğu zaman bir gitar,
bir saksafon ya da kemanla karşımıza çıkıyorlar. Bu topyekûn bir orkestra ya da tek bir darbuka da olabiliyor. Sahnede değiller, konser salonunda değiller, kaldırım üzerinde, park girişinde ya da mağaza önündeler. Yani, dinleyenlerle aralarında hiçbir diplomasi yok. Bilet yok. Aracı yok. Koltuk numarası yok!

Ruha iyi geliyor

Sokak müziği daha ziyade şehirli sanki; dünyanın pek çok metropolünün dilinden konuşuyor gibi. Bir yerden bir yere telaşla koşturan insanların fon müziği olması bakımından… Müzisyenler her ne kadar sokaktan geçenin ruhuna dokunmakla yükümlüyseler de bir yanlarıyla da büyük şehir denen o tablonun aranan fi gürleri haline gelmiş durumdalar. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde saygıyla karşılanan sokak performansları, kültür seviyesi ortalamaların altında seyreden ülkelerde bir baltaya sap olamamış, ancak enstrüman çalan ya da şarkı söyleyen insanların yaptığı bir iş olarak görülebiliyor.
Aradaki fark, gelişmiş toplumlarda “sokakta sanat” denen şeyin her dalı gibi müziğin de nerede icra edilirse edilsin bir anlam taşıyor olması. Yani sanatın her hali bir kıymet taşıyor. İşte bu yüzden yürüdükleri yolda hayata tutunmaya çalışanlar, aynı yolda sanatlarını da icra ederek melodilerinin anlamlarını sokakların hikâyelerine yüklüyorlar.
Aslında sanat bahanesi, sokaktaki müzisyenler insanların ruhuna iyi geliyor. Bazen bir şarkı yol boyunca yürüyene eşlik ediyor, bazen birini çocukluğuna götürüyor. Ninniyle başlayan ve ömür boyu herkesin hayatının sesi olan müzik, sokakta çalınınca kural tanımıyor. Bazısını bir köşe başında, bazısını bir cadde üstünde ya da bir metro durağında ruhundan yakalıyor. Çünkü melodi denen şey  insanın hafızası; bazen üzerine söz bile söylenmemiş ne gam…

Tek fark şans!

Peki, sokakta çalan müzisyenler bir mekânda çalmayı hak etmediklerinden mi, yoksa dehaları keşfedilmediğinden mi sokaktalar? Para toplamak için önlerinde duran enstrüman kutuları gerçekten sanatlarının ya da emeklerinin karşılığı mı? Sokak müzisyenleri karşılarında durup çaldıkları şeyin tamamını dinleyen bir insana acaba ne sıklıkta rastlarlar? Ya da önlerinden geçerken onlarla göz göze gelmemeye çalışan pek çok insan gerçekten yaptıkları müziğin ne kalitede olduğunu anlayabilir mi? Bu soruların cevapları bir araştırmayla aranmış.

Washington Post Gazetesi’nin, algılama, keyif alma ve öncelikler üzerine başlattığı sosyal bir araştırmanın aracısı sokakta keman çalan, sıradan giysileriyle Jashua Bell olmuş. “Sıradan bir yerde, güzelliği algılayabiliyor muyuz?”, “Beklenmedik ortamda bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz?” ve “Yaşam maratonuna kısa bir ara verip ondan keyif alabiliyor muyuz?” sorularının yanıtının arandığı araştırma, muhtemelen pek çok ‘hayır’ cevabıyla sonuçlanmıştır. Çünkü önüne para bırakan birkaç kişiden başka, kimse dünya çapında ünlü olan bu keman virtüözünün farkına varmamış. Küçücük bir kasabadan çıkıp büyük şehirlerde sokak müzisyenliği  yaparken ünlenen ve dünya çapında şarkıcı olanlarla, hayatlarını sokakta yaptıkları müzikle sürdürenlerin arasındaki tek fark ise şans olsa gerek!

Milliyet Rota

Yorum Yap